« Önceki |

27/10/2006

Aşık Oldum

Bir deliye aşık oldum
Bazen aşkı sevgi seli
Bazen eser kavak yeli
Bazen de delimi deli
Böyle deliyi görmeli
Böyle deliyi sevmeli
O kalbini bana verdi
Aşk tanımaz ki engeli
Bu ne deli ne serseri
Bu sevgiye aşk denmeli
Sen aşka desende deli
Ben çok seviyorum oda beni
Desinler delimi divanemi
Ben seviyorum bir tanemi

21/10/2006

aşkta yarın yoktur sevgili

 Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili.
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar.
Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular yoktur.
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil,
içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir.
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur.
Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın
hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...
Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının
çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir
sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı
hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda,
gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri,
o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

Aşk çok eski bir şeydir sevgili.
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır.
Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler, kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde
yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda
umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler,
kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının
korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş,
anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve
hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...

Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış.
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını,
cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri
alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

21/10/2006

asıgım şimdı

 seviyorum diyenlere gülüp geçmiştim...
aşıgım diyenlere deli demiştim...
sevemem diye yemin etmiştim...
bozuldu yeminim, aşıgım şimdi...
yıllardır hasretim aşka, sevdaya...
şimdi gördüğüm ne düş ne rüya...
yemin etmiştim sevmeyecektim güya...
bozuldu yeminim aşığım şimdi... 

 

 

18/10/2006

BEBEĞİM

18/10/2006

AĞLAMAK MI?

Hasretin bu sonbahar aksami,

Sarkilar dagliyor gönül yarami.

Anlayamadim mezarlik mi, dünya mi,

Allahim kul olmak yoksa aglamak mi?

 

Yasiyormusum yalniz degilmisim,

Artik aglamayip hep gülmeliymisim,

Bilemedim kula kulluk için mi gelmisim,

Derdime derman gülmek mi, aglamak mi?

 

Sen güldür Tanrim sen güldür,

Eger kulun degilse su RAFET'i öldür,

Ölüm degil korkum ölüm özgürlüktür,

Son nefesimde çarem yine aglamak mi?

10/10/2006

DÖN NE OLUR

HASRET RÜZGARLARI GEÇİYOR YÜREĞİMDEN.

BİR TÜRLÜ DİNMEYEN YAĞMURLAR AKITIYORUM GÖZLERİMDEN.

BİR BANA SORUN İÇİMDEKİ ACIYI,

YÜREĞİM YANIYOR CANIM ACIYOR SESİZ GEÇİRDİĞİM HER DAKİKAMDA.

BEN SENİ BEKLİYORUM USULCA SESSİZCE HAYAT KISA ,

DÖN NE OLUR .

BIRAKTIĞIN GİBİYİM UZAKLARDA OLSAN BİLE HİÇ DEĞİŞMEDİM BEN.

HAYAT ORDAN ORAYA SÜRÜKLESEDE ,

HAYATA İNAT YAŞAYACAĞIM BEN.

DÖN NE OLUR...

 

                                                                                        YAZAR:SEVDA

9/10/2006

BAZEN

BAZEN BİR KARANLIK DÜŞER İNSANIN YÜREĞİNE .

İŞTE O ZAMAN BİR KORDA DÜŞER SANKİ HİÇ FARKETMEDEN AKAR YIKAR YÜREĞİNİ.

BAZEN OLURYA HİÇ YAŞAMAK İSTEMEDİĞİN ŞEYLERİ YAŞARSIN .

İŞTE O ZAMAN ACI ÇEKMEYE BAŞLARSIN.

BAZEN GÜNDE DOĞAR İNSANIN YÜREĞİNE.

HİÇ UMMADIĞI BİR YERDE YAKALAR AŞKI ,

KOL KANAT GERER AŞKA HİÇ YAŞAMADIĞI GİBİ BİR AŞK YAŞAR

(ŞUAN BENİM YAŞADIĞIM GİBİ...)

 

                                                                      YAZAR:SEVDA

9/10/2006

Bana Hayatı Öğreten Adam

 Gene aynı yerden yazıyorum sana... Sen aynı yerde misin bilinmez. Sevgilim gidişinin arkasından aylar geçti, yıla döndü. Belki geleceksin diye bekledim. Gelecek misin?
    Giden unutulurmuş bebeğim.. Ben unutamadım, gidişinden sonra çok ağladım, sensizliğe dayanamadım, sensizlikte yandım. Sonra elime kalemimi alıp hep sana yazdım. Kitaplığımda çok şiirlerim var, çok sevdaları anlatan yazılar, hepsi sana...
    Aslında sen unutulursun, gidenlerin hepsi unutulur ama ya yaşananlar... Unutmaya çalışırken hatırlana o anlar.. Sana bunları hatırlatıyorum ben unutmasam da belki sen unutmuşsundur diye... Ağlamıyorum da artık çünkü sen öğrettin bana gülmeyi, sen öğrettin bana hayatla alay etmeyi... Bana o kadar şey öğrettin ki, beni baştan yaratan sen oldun. Şimdi nasıl unutayım, kendime baktıkça hatırlıyorum seni...
    Şimdi seni çok özlüyorum çok...ama biliyorum sende unutmadın beni gittiğin yerlerde...gözünde arkada olmasın sevdiğim beni bıraktığın yerde yaşıyorum seni... Sensizlikte zor çekilmiyor ama bunu bile öğrettin bana... Daha neler neler öğrettin... Tek başıma yaşayabileceğim bir aşk bıraktın bana...
    Sen bana güzelliği, doğruluğu bıraktın ve bir gün beni arasan aynı yolda bulacaksın.
    Senden sonra ayakta durmakta zorluk çektim, farkındasın biliyorum ara sıra yıkıldım. Şimdi ayakta durabiliyorum ama arada seni yanımda istiyorum. Bir arıyor sesini duyuyorum, yüzünü görmesem de rahatlıyorum. Sana bir defa sıkıca sarılmak istediğimi söylüyorum. Dayanamayacağını söylüyorsun. Şimdi sensiz yollardayım,gelmeyeceğini bilsem de beni bulunmayan bir dürüstlükle sevdiğini ve hep seveceğini biliyorum....

 

9/10/2006

Sana Bu Şiir

Sen, sevincin yüreğisin,
Umudun öbür adı.
Bulutlar kadar beyaz,
Gökyüzü kadar mavi.
Yağmur da sensin,
Rüzgar da.
Alı mavi,
Aalı nar,
Ve rüzgarı rüzgar kılan.
Gece ve gündüz,
Zaman ve mekan.
Hava
Ateş
Ve su.
Birin iki,
İkinin bir oluşu.
Hazın tende dağılışı.
Ve akışı suların.
Tohumda sensin ,
Toprak da.
Mutun en yakın,
Kahrın en uzak.
Suyun en derin yeri.
Ateşin en sıcak.
Sen olmasan, yaşamak?
Kimbilir?
Nasıl fazladan bir şey…
SEVİYORUM SENİ.

9/10/2006

Aşk Denizi

 

Biz iki balıktık, aşk da bir deniz.
Yüzerdik koylarda gamsız, kedersiz.
Bıraktık sularda gümüşten bir iz.
Keskin kancalara taktılar bizi,
Çırpındık kıyıya çektiler bizi.

Şimdi gözlerimiz cam gibi parlar;
Üstümüze gelir; evler, duvarlar.
Nerde aşk denizi, sonsuz dalgalar?
Keskin kancalara taktılar bizi
Çırpındık, kıyıya çektiler bizi...

center>